Bir Yolun Mirası

Bir Yolun Mirası

Yolların anlatmak istediği şeylere kulak vermeye çalışalım. Neler düşündürür gözlerimizin önünde uzayıp giden bazen bitmez gibi gelen mesafeler ? Her sabah rutin halde katedilen okul yolu, yeni bir şehrin keşfedilen daracık sokakları, tatillerde kimisinin araba kimisinin uçakla yaptığı heyecanlı ve bir o kadar da çilekeş memleket yolculukları vs.

Uzun olsun kısa olsun hangi araçla yolculuk yapıyor olursam olayım yol bir içsel yolculuğu da beraberinde getiriyor. Düşünceler sarıveriyor hemen. Hızlı bir trende  koltuğun yönü yol ile paralel ise sanki daha çok ileriye yönelik düşüncüler, koltuğun yönü yol ile ters ise işte o zaman da olup bitenler hücum ediyor. Aracın hızını farkedince akla şu geliyor, hayatımız da böyle bir çırpıda geçmiyor mu ?

Büyük Tabloyu Görmek

Bir uçak yolculuğu mesela. Seriveriyor hemen herşeyi ayaklarımın altına. Bir kız yürüyor caddede, bir çocuk bisiklete biniyor, otoban yine çok sıkışık, tarlaların nasıl da rengarek cizgileri var..

Yükseldikçe, uzaklaştıkça evler, insanla ve onların telaşları ufacık kalıyor. Artık günlük hayatın izi kalmıyor görünürde. Sadece derin bir bulut denizine dalıyorsun. Onların o büyüleyici güzelliğini gördükçe, orda yüzmek istiyor insan. Cennet geliyor sonra akla. Acaba diyorsun..? Belki…

Diyorum içimden; insan yakından baktığını doğru göremez, uzaklaşması gerek belki. Büyük tabloda neler var kimbilir göremediğimiz…

bir-yolun-mirası-2
Sonra bir tren yanaşıyor istasyona kapılar açılıyor ve son durak deniyor. Bir şehrin tren istasyonları da çok fazla şey anlatır. Kimileri için son durak olan bu yer bir başkasının ilk hareket yeri oluyor ve binip trene yol almayı bekliyor.

Ve kalkıyor gardan… Önce yavaş yavaş ilerliyor, emeklercesine. Sonra bir hız geliyor arkasından gençlik yıllarının rüzgârı misali. Zaman artık hızla akıyor. Varış noktasına kadar ara duraklar da oluyor tabi ki. Kimisinde durup yolcu indiriyor, kimisini ise transit geçiyor. Bunlar belki yaşadığımız sıkıntı ve hastalık dönemlerimizdir. Bu dönemlerde de bir duraksama içine girmez miyiz ? Kimileri bu hastalıkları atlatamaz. İşte o zaman da trenden iniş vakti gelir, ve yol artık bitmiş olur…

 Nereye bu gece vakti?
Güzel tren, garip tren?
Düdüğün pek acı geldi,
Hatıra neler getiren.
Çok mudur mendil sallamam;
Her yolcu az çok aşinam,
Haydi, yolun açık olsun;
Geçtiğin köprüler sağlam,
Tüneller aydınlık olsun.

diyor Cahit Sıtkı “Tren” şiirinde ve bu düşüceyi yalnız o dillendirmiyor. Yahya Kemal de buna benzer satırlar kaleme almış meşhur “Sessiz Gemi” eserinde.

Kısalan Zamanlar

Hani derler ya film şeridi gibi geçti gözlerimden diye, işte öyle tüm hayatını seyredercesine dalıp gidiyor insan. Yollar uzayıp kısalırken anlıyoruz ki başta uzun gibi gelen saatler, aylar ve yıllar bir bakmışız büyüdükçe kısalıyor. Çocukken hayal olarak gördüğümüz şeyler yavaş yavaş dün olmaya başlıyor ve bunları çoğu zaman yaşarken anlayamıyoruz ne yazık ki.

**(Bunu yazdıktan birkaç gün sonra kitaplıkta duran Bir Hüzün Yolcusu isimli kitabımı aldım elime, çok severim. Malum yolculuktan bahsediyorduk bakmamak ayıp olurdu. Sayfaları karıştırırken geçen yıl altını çizdiğim bir yere denkgeldim ve daha da bir sevdim onu. Zira yazar da benzer şekilde ifade etmiş.)

Çocukların günleri uzun… Neler sığdırırlar öyle o günlere… Sonra gittikçe kısalır ve şaşılası bir biçimde hiçbir şey sığmaz olur o koskoca günlere. Ne garip !” 

Saf kalplerle küçük dünyalarımızda yaşattığımız büyük hayallerimizi, büyüyünce küçük hırslarla yine büyük olan benliklerimize kurban ediyoruz. Şair demiş; “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” işte böyle düşündürüyor yolculuklar ve nihayete erdiğinde geride bıraktıklarını bir miras bir hazine gibi muhafaza ettiriyor.

Yol hangi yöne uzanıyor ve bizim ineceğimiz durağa daha ne kadar kaldı dersiniz ?

Düşünmesek ayıp olmaz mı ?

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.