Eyvah oğlum Facebook’ta!

Selim dokuz yaşında. „Yeni medya“ şeklinde tabir ettiğimiz dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları, tabletler ile çok küçük yaşlarda tanışmış. Akşamları oturma odaları tam bir medya odasına dönermiş. Babasının geldiğini bile farketmezmiş Selim. Bir yandan televizyon izleyen babası, diğer yandan Ipad’i ile meşgul olurmuş. Annesi ise arada bir çay servisi yapar, oturdukça dizüstü bilgisayarından birşeyler okurmuş. Anne ve babası televizyonda yayınlanan programı arada takip etse de Selim pek bir severmiş televizyon izlemeyi. Selim abi ve ablasını pek görmezmiş akşamları. Arada bir Selim’in yanına gelir, onu sever, yine odalarına dönerlermiş. Sonra uzun süre çıkmazlarmış odalarından. Selim abi ve ablasının odasına girdiğinde annesine seslenirlermiş: “Anne al şu çocuğu odadan.” On yaşındaki abisi Mehmet sık sık bilgisayarda oyun oynarken, on üç yaşındaki ablası Sinem sürekli cep telefonuyla meşgul olurmuş. Çoğu kez akşam yemeklerine de geç otururmuş Mehmet ve Sinem.  Pek aile sohbetlerine de şahit olamamış küçük Selim. Yemek saatlerinde de genellikle televizyon açık olur, ailece televizyon izlenirmiş.

Selim altı yaşına gelmiş. Artık bir çok medya aracını ustalıkla kullanabiliyormuş. Büyükleri hayranlıkla izliyormuş onu. „Maşallah herşeyi de biliyor“ diyerek takdir ediyorlarmış. Çocuk ya bazen şımarıyor, yapabildiği herşeyi göstermeye çalışıyormuş. Ailesi medya araçları kullanımında sınır koymazmış Selim’e. Çoğu kez yaptığı yaramazlıklara karşı cezası medya araçlarından mahrum kalmakmış.

Bir gün Selim’in yine canı sıkılmış. Sehpanın üzerinde babasının cep telefonunu görmüş. Almış telefonu eline. Biraz sevdiği oyunları oynamış. Cep telefonunda yapacak başka birşey ararken rastgele dokunmasıyla birlikte bir görüntü belirmiş ekranda. Selim tanımış görüntüleri. Abisinin bilgisayarında sıklıkla gördüğü görüntülermiş bunlar. Ne olduğunu bilmese de kurcalamaya başlamış. Bazen videolar açılıyormuş ekranda, bazen fotoğraflar. Değişiklik hoşuna gitmiş Selim’in. Babası Selim’in uzun süre cep telefonuyla oynadığını farkedince almış telefonu elinden. Ekrandaki görüntüye şaşıran babası annesine ‚‚Nur senin oğlan Facebook’a girmiş“ demiş gülümseyerek. Selim’in gözleri parlamış. Meğer evde sürekli adını duyduğu Facebook buymuş. Sadece evde de değil. Markette, akraba ziyaretinde, telefon görüşmelerinde hep bu sözcüğü duyuyormuş. Babası bazen abla ve abisini azarlarken de bu sözcüğü kullanıyormuş: „Hep Facebook yüzünden bozuldu dersleriniz.“

Selim şimdi dokuz yaşında. Genç Facebook üyelerinden. On üç yaşından küçük çocukların Facebook’a üye olma yetkisi olmasa da Selim bir yolunu bulup üye olmuş. Selim’in bir de akıllı telefonu var. Vaktinin büyük bir kısmını cep telefonundan Facebook’a bağlanarak geçiriyor. Annesinin ilk tepkisi „Eyvah oğlum Facebook’ta“ olsa da kısa sürede alışmak zorunda kalmış oğlunun sosyal medya hayatına. Arada bir yasaklamış interneti. Yasakladıkça oğlunun daha da asileştiğini farkeden Selim’in annesi eşinden de destek görmeyince pes etmek zorunda kalmış.

Selim sosyal medyada vakit geçirmesini seviyor. Özel hayatını sosyal medyaya taşırken sınır tanımıyor. Şahsi bilgilerini paylaşıyor, tanımadığı kişilere gündelik hayatından ve ailesinden bahsediyor. Hatta bir kaç kişiye ev adresini de vermiş. Arkadaş listesinin büyük bir kısmı tanımadığı kişilerden oluşuyor.

Şiddet içeren videolar Selim’i cezbediyor. Selim önce izliyor, sonra okulda arkadaşlarına izlediği videoları anlatıyor. Arkadaşları da ona. Bu şekilde birbirlerinin izledikleri ama paylaşamadıkları videolardan haberdar oluyorlar.

Selim çoğu kez sosyal medyada arkadaş kurbanı oluyor. Haylaz arkadaşlarının okulda cep telefonlarıyla çekip sınıf arkadaşlarını rencide ettikleri fotoğraflara o da gülüyor, o da paylaşıyor.

Selim’in internette geçirdiği sınırsız vaktin faturası pek bir ağır olmuş. Henüz üçüncü sınıfa giden Selim’in dersleri iyi değil. Bu şekilde devam ederse Gymnasium’da okumak onun için bir hayal olacak. Babası söz vermiş. Gymnasium’a giderse ona bir Ipad alacak. (!)

 

……………………………………………………………………………………………………………………………………….

Fotoğraf kaynak: http://www.country933.com/2013/02/06/learn-to-be-internet-savvy/

Comments

  1. Meryem says:

    Mesaj güzel, ama neden her cocuk Gymnasiuma gitmek zorunda? Almanyadaki okul sistemi velilere bu sekil manipule ediyor, cocuklara bu sefer hem ögretmen, hem veli hemde toplumdan baski geliyor. Farkli dile getirile bilinirdi son kisim, ana fikir cünkü cok hos hakikaten.

    Devamini bekliyoruz, Dilruba hanim!

    1. Dilruba says:

      Gymnasium’un önemli olduğunu düşünüyorum. Almanya’da yüksek mevkilerin kapılarını Gymnasium açıyor. Selim ve Selim gibilerin yüksek mevkilere gelmesi gerekiyor. Neden bir Selim savcı olmasın?
      Gymnasium öğrencilerinin hedefleri diğer öğrencilere göre daha büyük oluyor. Belki de bulundukları çevrenin etkisi. Az çok üniversite kapılarının onlara açık olduğunun farkındalar. Ders çalışmaktan nefret eden öğrenci sayısı Hauptschule’deki öğrenciler kadar çok olmuyor.
      Gymnasium’da okumayan öğrenciler arasında hedeflerini küçük tutan çok genç var. Bir kaç yıllık hedefler konuluyor. ‚Olursa olur olmazsa olmaz‘ gibi. Üniversite okuyabilecek durumda olan gençler bile yönlendirilmediklerinde veya Gymnasium’da olmadıklarında üniversite okumaktan vazgeçebiliyorlar. Haupt veya Realschule’den sonra üniversite yollarını tercih eden öğrencilerin sayısı Gymnasium’dan sonra üniversiteyi tercih edenlerden daha az.
      Üniversite için Gymnasium şart. Belli bir konuma gelebilmek için üniversite de şart. Önemli olan o kişinin o konuma gelmek istemesi veya istememesi. Okuldan alınan eğitim ileride çalışılacak alanın maddi gelirini belirliyorsa çocuğun Gymnasium’da okuyup okumamış olması farketmiyor zaten.

      Belki de Gymnasium, Realschule, Hauptschule şeklinde yapılan ayrımı veya üniversitenin şart olup olmadığını tartışmak gerekir. Bilhassa göçmen kökenli gençlerin yüksek eğitimli olması gerektiğine inanıyorum. Almanya’daki acı gerçek bu 😉 Bin bir çeşit yemek yapmayı bilen bir bayana bile bu konuda diploması sorulabiliyor.
      Bir anaokulu öğretmeni senelerce çalışıp tecrübeli hale gelmiş olsa bile bir üniversite mezunu pedagog onun amiri olabilir. Onun kadar tecrübesi olmasa da. Sadece Almanya’daki hayat şartlarına uyum sağlıyoruz 😉

      Baskı meselesinde haklısınız. Uygulanan baskı yanlış. Sanırım bazen aileler dengeli hareket edemeyebiliyorlar. Gymnasium’a gitmenin imkansız olması düşüncesinden vazgeçip normal olduğu düşüncesiyle yaşamak gerekiyor biraz da.

      Sözün özü; elbette her çocuk Gymnasium’da olmayacak ama belli mesleklere Gymnasium’a gitmeyen çocuklar sahip olamayacak. Veya çoook uzun yollardan geçecek.

      Yorumunuz için teşekkürler Meryem Hanım 😉

      1. Meryem says:

        Cogunlukla katiliyorum. Fakat su gercegide unutmayip cocuklarimizin ümidini kirmayin: Her ne okula gidilirse gidilsin, Üniversiteye yollar her zaman aciktir. Tabi bir sekilde son durak „Gymnasium“ dedigimiz okuldur. Ama eger kafalrdan bu „illa Gymnasiuma gideceksin“ düsüncesi kalkip „illa Üniversiteye gidilmeli“ düsüncesi gelirse, o zaman cocuklar hangi okula giderse gitsin, „Üniversiteye gitme imkanini bulur diye düsünüyorum. Yeterki hedefler yüksek tutulsun 🙂

        Yorumumu cevapsiz birakmadiginiz icin tesekkürler (:

        1. Dilruba says:

          Haklısınız Meryem Hanım. Çocuğa destek olmadan ondan başarılı olmasını veya Gymnasium’a gitmesini beklememek gerekiyor. Bu hikaye bize biraz da Almanya’daki Türk ailelerini anlatıyor. Eğitim hususunda destek olan da olmayan da çocuğunun Gymnasium’da olmasını isteyebiliyor. Bazen ailelerden gelen maddi destek manevi desteğin önüne geçiyor.

          Sizin de söylediğiniz gibi hedef üniversite olursa her yol üniversiteye çıkar. Önemli olan o hedefi vermek ve çocuğa o ortamı oluşturmak. Yoksa gençler kolay kolay zorlu yolu tercih etmeyebiliyor.

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.