“Paylaşıyorum öyleyse varım!” diye bir motto tuttursak herhalde yanlış ifade etmiş olmayız son zamanlardaki furyayı. Zira bugünlerde ancak paylaşarak varlığımızı sunabiliyoruz ya da kanıtlayabiliyoruz gibi bir tablo var. Bu yazı bir harakiri hamlesi ya da bir sorgulama olarak kabul edilebilir. Sorguladığımız şey ne dersek de, en sonunda payımıza düşen ne ise o diyebiliriz...

Yaşadığımız dünyanın gerçekliğine olan inancımız, insan ilişkilerimizde ve aldığımız kararlarda ağır basan duygularımız inanç ögelerinden, ahlaki toplum degerlerinden yerini popüler kültürün getirtiği ve bir şekilde istemsiz de olsa kabul ettirdiği kavramlara yerini bırakıyor.

Bunu biraz düşünmeliyiz belki, zira değişen dünya algımız köklerimizde bulunan insani değerlerimize yansıyor ve kimi zaman yansıdıkça da sarsıyor.

Mesela Japonya’da yaşayan iki kız kardeşin yan odalarında yaşayan diğer kardeşlerinin öldüğünü yıllar sonra farkına varmalarını nasıl anlamalıyız ? Ya da henüz geçen haftalarda gördüğümüz o beynimizde yer eden atık su borusuna sıkışmış bebeğin fotoğrafını nereye koyalım ? Peki çoğu zaman metroda yerde yatan kişiyi görüp yanından geçişlerimiz ?

Hangi ahlaki öğretilerle büyütülmüşler mesela o “kardeşler” ve aralarında nasıl bir bağlantı/sızlık varmış ? Yusuf’un kuyulara atıldığı gibi, bırakırken o masumiyetin simgesini kanalizasyona, neredeydi annelik şefkat ve merhameti ?

Bunları tabi ki bilemiyoruz. Bildiğimiz insani değerlerin giderek yok olduğu ve hissizleştiğimiz gerçeği. Hislerimizi kaybediyoruz bir yandan ama şaşırtıcı olan da diğer yanda kurduğumuz ayrı bir mutluluk dünyası var. Gezip gördüğümüz, yiyip içtiğimiz ya da yeni aldığımız bir ürünü “paylaşmayı” çok seviyoruz, fakat tabi ki günümüz popüler-sosyal mesyasında. Ve tuhaftır ki bunun adı “paylaşmak” koyulmuş. Neyi paylaşıyoruz ? Paylaşmak tam anlamıyla ifade edecek olursak; paylaşılan şeyi karşıdakine sunarak onun için de yararlı hale getirmek, kullanabilmesini sağlamaktır aslında. Fakat şimdilerde paylaşmak dediğimizde ilk aklımıza gelen herhalde malum “sosyal paylaşım” siteleri. İşte bunun gibi, kavramlarımız değişirken içimizde başka ve yeni değerler bütünü oluşturmuş oluyoruz bir bakıma.

Neye inanıyoruz, kime güveniyoruz ?

Hal böyleyken sorgulama, inanma ve güvenme gibi kavramlar da zamanla yeni anlamlar kazanıyor ve toplum  tarafından farklı şekillerde yorumlanmaya başlıyor. Zira çizilen tablolar çok mutlu,çok gösterişli, çok zengin, çok çok bilmem ne... Ancak gerçek dünyada karşılaştığımızda herkesin dertler, sorunlar, hastalıklarla boğuştuğunu görmek yadsınamaz bir gerçek. Tabi bir de sosyal ve gerçek hayatın getirtiği açmazda yaşanılan kimlik problemleri var. Mesela diyip şöyle bir başlarsak; twitter’ın söyleriyle fenomen olmuş ünsüz ünlüleri, paylaştığı videosu milyon kez seyredilmiş bir baba, ya da onun şeker kızı veya bir genç, tek şarkıyla patlama yapıp bir dönemin yere göğe sığdırılamayan yıldızları... (burada popstar tarzı yarışmaları anmamıza sanırım gerek yoktur.) Beyhude hatırlamaya çalışmayalım dahi şimdi nerede olduklarını ve ne yaptıklarını. Ya eskisi kadar adları anılmıyordur ya da daha kötüsü. (Elbette ki verilebilecek olumlu örnekler de var, lakin hazin şekilde biten öyle hayatlar var ki yetiyor onlar..)

İnanma ,güvenme gibi değerlerden söz ettik. Malesef bunu pekiştirecek bir örnekle karşılaştık bir tv programında. Bir yarışma programı, birbirini tanımayan iki kişi birlikte bir para ödülü için yarışıyor ve temeli güvene dayanıyor. Soruları bilirlerse para artıyor, en sonda da paranın yarısını paylaşacaklar tabi çiftlerden biri diğerinden  önce butona basmazsa. Birbirlerine güvendiklerini söylüyor, hatta birisi yemin ediyor onu kandırmadığına dair Kur’an çarpsın gibi de bir söz söylüyor. Sizce sonuç ? Yemin eden yarışmacı butona basıyor ve tüm parayı kazanıyor... “Seni ikna etmem gerekiyordu, bu bir yarışma...” Diğer yarışmacı titrek sesiyle “Keşke ikna etmek için Kur’an çarpsın demeseydin.” diyebiliyor sadece. Fakat yarışma sonrası gelen tepkiler üzerine kazanan kişi özür diliyor ve parayı paylaşacağını söylüyor kameralara.

İşte bu olay ekranlarda yaşandı herkesin gözü önünde. Hepimiz bunları bir tahlil süzgecinden geçirip insanların ne kadar güvenilir olduğuna değil, ne kadar güven verdiğimize, ne kadar saygıyı “hakettiğimize” değil nasıl saygı gösterdiğimize bakalım.

Aynaları kibirle değil öz eleştirimizi cesurca yaparken çatlatalım.

 

Share

Tags: , ,