Yaşananlar Girdabında Şiir Algımız

Hangi mısrasından dertlendiğini bilemediğin şiirler olur. Otuz beş yaş, Monna Rosa, Anna, Ellerimizin büyük boşluğu, Zindandan Mehmed’e Mektup, Partizan, Yağmur(Nurullah Genç) ve nicesi…

Kimisi ikinci yeniciler, kimisi milli edebiyat, kimisi toplumcu gerçekçi, kimisi de modern şiir akımından. Her şair muhakkak ki kendi döneminin sorunlarına, düşünce yapısına göre tüm içtenliğiyle yansıttı satırlarına duygularını. Şairler; her ne kadar hayat görüşleri farklı olsa da kim bilir kaç kez bir mısralarıyla tekrar yaşattılar ya da hatırlattılar bize geçmişi, gençliğimizi, inandıklarımızı ya da umut ettiklerimizi.
Vardır ezberimizde mutlaka okul yıllarından kalan, bir kitapta altını çizdiğimiz satırlar. Hangi birini tutsan elinde kalakalırsın öylece. Bir hikaye başlatıyor, bir sefere çıkartıyor seni şair mısralarıyla. Bilincinin seni nereye, hangi çağa götürdüğünden bîhaber. Kendini en olmadık yerlerde bulmaya hazırlıklı olmalısın. Açma gözünü yol bitmeden, uyanırsan orda kalırsın!
“Dante gibi ortasındayız ömrün daha.” Devam etmeliyiz yola. Bir gülücük takip ilerlemeliyiz gül bahçesi uğruna, “Yalandır kaygısız olduğum yalan !”  Bilirler beni bilenler, lakin değiştim;

”Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o sevk, o heyecan?”

Bir sevdiğimiz var görünmez bilinir. Bakma nacar halimize, ” işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor. İnsaf et ! “
Bir derdimiz var dermanlara değişilmezmiş, bildik. Ademin yokluğa mahkumiyetini unutup, edip eylediklerimiz dolanıyor ayaklarımıza hakkaniyetle kimi zaman. Sesleniyoruz duyulacağını bilerek; “Hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. Ama geçecek hepsi, geçecek. Şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek. Gözlerimin içine bakmaktan korkma. Sen adımını attığın andan itibaren hira dinginliğine dönüşecek ortalık.”
Bize kalan sadakate sabri katik etmek, yollara yâran olup yolcuyum dememek. Kaynayan tencereye pişecek aş gözüyle bakmak velakın acım, bir tabak da bana dememek bu yolculukta.
Yollar yorarmış insanı. Benim “gözlerim biraz yorgun. içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…”
“Çok yenildik yetmez mi ? Bir bankanın önünde, bir koltuğun altında, bir ziyafetin ortasında, bir günahın tenhasında büyütüp durduk siyahi.” Karardı sonra can damarlarımızın ritim merkezi. Biz farketmedik. Değişen mevsimlerle yeri geldi çıktık yürüdük akan sular boyu, yeri geldi şemsiyemizin altına saklandık yağmurlar boyu. Kahve içtik bir yerde, yeni kitaplar aldık, insanlar tanıdık, teknoloji biraz daha ilerledi, Biliminsanları dünya benzeri yeni gezegenler, samanyolları keşfetmeye devam etti. Ama insanoğlu içinde yaşadığı çevreye zarar vermeye ve onu dönüşü/özrü olmaz şekilde kırmaya, incitmeye ara vermedi ne yazık ki. Çocuklar doğdu… çocuklar oldu bir yerlerde. Annelerimiz oyundan biraz geç geldik diye endişelendi bizim için, bir tokat attı belki şevkatle.
Ya sokaktaki bombayı misket sanıp oynayan çocuklar ? Eve dönebildiler mi sahi ?

„Misket, bombanın adı Gazze. Bombanın adı misket.“

Biz hep gitmek istedik, bilinmeyene, yeni olana, merak ettik görmek ve keşfetmek istedik. Merak etmediğimiz kadar komşumuzun derdini, görmek istemediğimiz kadar bir güneşin batısını, bir çiçeğin nasıl bahara uyanışını. Duyarlılıklarımız, hassasiyetimiz nerede?  Nerede beyazlarımız, renklerimiz ?..
“Çünkü bilincimiz içerken binlerce yılın karmaşık surubunu
Kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek ve gülümsemekle meşgulüz suan
Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları”
Ve sonra belki birlikte bahara uyanacağız evimizin önünde duran ağaçla, farklı bakacağız belki bu kez akıp giden nehirlere, selam vereceğiz yanımızdan geçenlere.
“Rüzgârın sesini, ırmağın sesini,
Dağların dağ, denizlerin deniz, kadınların kadın, çocukların çocuk
Erkeklerin erkek, ekmeğin ekmek, nanenin nane olduğu bir dünyayı yeniden isterken…”

isteyebilmenin nasıl bir mükâfat olduğunu anlayacağız ellerimizin büyük boşluğuyla..

Şiirin Ruh Dünyasına Etkisi

Etrafımızda olup bitenlere farkındalıkla bakmak davranışlarımıza ve yaşam algımıza şiirsel bir güzellik getirecektir muhakkak ve biz böyle bakmaya devam ettikçe şiirler yazılmaya devam edilecektir. Bir yandan Carpe Diem/Anı yaşa felsefesiyle hayata anlam kazandırırken diğer taraftan yalnız olmadığımızın bilinciyle düşünce dünyasına zenginlik katılabilir.  Keza şiir insanda bu duyguları uyandıracak güce fazlasıyla sahiptir.Bu yüzdendir ki önceleri savaş önceleri motivasyon sağlamak amacıyla söylenmiş, şairler hükümdarlara övgü dolu şiirlerini sunmuş, söz söylemenin sanat olduğunu bilerek insanlar birbirlerine hicivlerle cevap vermişler. (örn: Siham-ı Kaza / Nefi-Şair bu sebepten idam edilmiştir.)

Akıcılık, sözcüklerin  muhteşem ahengi kişide uyandırdığı duygular… Şiir gerçekliktir, ve bize gerçeği ve kelimelerin gücünü  etkileyici söz sanatlarıyla gösterir.

Yani diyorum ki; seçtiği, sır gibi aklında tuttuğu hatta bazen onu başkalarıyla paylaşmaya dahi imtina ettiği şiirleri olmalı insanın. Farkında olmadan diline dolanan, dolandıkça girdaplara mübtela olan.

* Bu Yazı Otuz beş yaş-Cahit Sıtkı Tarancı, Anna, Senin saçların daha güzel Gazze – Tarık Tufan, Ellerimizin büyük boşluğu – Mevlana İdris eserlerinden yararlanılarak yazılmıştır.

 

Comments

  1. Meryem says:

    herseyi anlamadigin bir edebi metinden bir insan nasil haz ala bilirki? iste bu metini okur iken siirin bir kez daha önemini ve etkisini anladim.. edebi yazi icin tesekkürler. sayfanin ilk türkce yazisini tebrik ediyorum.

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.