Yaşlıların yeni ilgi alanı: Sosyal medya

Evdeki televizyonu çatıya kaldırdığımız gün başladı babamın sosyal medya hayatı. Bundan tam altı yıl önce. Elli yaşında tanıştığı internete alışması çok zor olmadı. İlk önce fare ile tanıştı. Sağa sola kaydırıyor, gazetelerin sayfalarını değiştiriyordu. Zamanla gazete okumak tutku haline geldi. Sabahtan akşama kadar internette okumadığı köşe yazarı kalmadı. Annem ise daha çok Msn, Skype gibi programlar için kullanırdı bilgisayarı. Ne yapsaydı.. Evlatları uzaktaydı. İçindeki hasret büyüyordu. Bu hasret interneti kullanmayı öğretmişti ona. Bir gün “Reçelin püf noktasını Oktay Usta’nın internet sitesinden okudum” deyince annemin sosyal medya hayatının Skype’tan ibaret olmadığını anladım. Geçen altı yılla birlikte her ikisi de kendini geliştirdi. Yıllar önce cep telefonundan mesaj atabildiği için sevindiğim annemin Whatsapp, Tango gibi App’ler kullanıyor olması şaşırtmıyor artık beni. Ya babam.. Sosyal medyada olup bitenleri A’dan Z’ye biliyor. “Google benim hocam” diyerek merak ettiği her konuda bilgi sahibi olmaya çalışıyor. Dijital dünyanın “Hoş geldiniz” dediği iki yeni yüz. Her ikisi de elli yaşının üzerinde…

Babamız interneti kullanma şekli ben de büyük merak uyandırdı. Acaba diğer amcalar da mı babam gibiydi? Dijital dünya daha kaç yaşlıya “Hoş geldin” demişti?

Arif Amca… 67 yaşında. Şahsi bir internet sitesi var. Yaklaşık on beş yıldır internet kullanıcısı. “Arif Amca günde kaç saatini internete ayırıyorsun” dediğimde “Eskisi kadar çok değil. Günde 3-4 saat” diyor. “Arif Amca az mı 3-4 saat?” diyerek gülümsüyorum. “Sen bir internet sitesine yazı yazmak, fotoğraf eklemek ne kadar sürüyor biliyor musun?” diyerek çıkışıyor bana.

Ali Amca… 50 yaşında. Bir gün gençlerle cep telefonu üzerinden yaptığı yazışmaları anlatıyor: “WhatsApp’de grup kurduk. Sık sık yazışıyoruz gençlerle. Bazen ben bunlara ‘Gençler akşam namaza kimler geliyor’ dediğimde hiç biri cevap vermiyor” diyor.. Gençler kızdırıyor Ali Amca’yı..

Sosyal medyanın büyükleri.. Kimi yirmi yaşında bir gencin dedesi, kimi beş yaşındaki bir çocuğun anneannesi, babaannesi. Ne kadar da sevimliler. Bir yandan sosyal medyanın aktif amca ve teyzeleri onlar, diğer yanda ise asla aktif olduklarını kabul etmeyen aktif kullanıcılar.  Utanıyorlardı belki de bu şekilde anılmaktan. Sosyal medya hakkında yapılan muhabbetlere “Ben zaten çok fazla takılmıyorum, arada giriyorum internete’’ cümleleriyle başlıyorlardı. Belki de gençlerin eğlencesiyle anılmaktan utanıyorlardı. Belki de hala geçmişten kalan internetin zararlı olduğu düşüncesini hafızlarından silemiyorlardı.. Belki de interneti kullanmayan akranlarının ayıplamalarından etkileniyorlardı. Kim bilir…

İnternetin yaygınlaşmaya başladığı yıllarda yaşlılar anlam veremiyordu gençlerin internet kullanımına. Birçoğu çocuklarıyla, torunlarıyla aralarını internet yüzünden bozmuştu. Evindeki interneti kapattıran da vardı, çocuğuna gün boyunca “Kalk artık şu illetin başından” diyen de.. Çok geçmeden internet hayatımızın bir parçası oldu. İlk zamanlarda internete kuşkuyla bakan yaşlılarımız da yavaş yavaş alıştı bu “İllete!” Öyleki “İnternet yok iken biz nasıl yaşıyormuşuz? Şimdi her şey ne kadar pratik” diyen elli yaş üstü bir grup var.

Kimileri eleştirdi bu yaşlı teyze ve amcaları, kimileri “Yürü be amca kim tutar seni?” dedi. Elbette interneti kullanma amaçları gençlerle bir değildi. Peki onların interneti kullanma amacı neydi?

Devrin değiştiğini farkeden elli yaş üstü grup teknolojiden uzak kaldıkça yeni nesille arasında bir kopukluk olduğunu farketti. Gençler “Google amcaya sordum, Facebook’ta paylaştım, twit attım, fotoğrafını beğendim” şeklinde konuşuyordu. Ne diyordu bu gençler? Kime ne sormuş, neyi paylaşmışlardı?

Bir çok teyze ve amca sosyal paylaşım sitelerindeki üyelikleri sayesinde tanıştı sosyal medyayla. İçlerindeki tedirginlik devam ediyordu. Bir süre sonra alıştılar dijital dünyaya. Tartışmaları takip ediyor, yorum yapıyor, beğendikleri şeyleri paylaşıyorlardı.

Çocuk ve torunlarıyla sosyal medya üzerinden yaptıkları muhabbetle onları “Süper Baba”, “Çılgın Dede” yaptı. Artık gençlerle aralarında büyük bir uçurum yoktu. Dijital dünya yaş gruplarını birleştirmişti. Aynı konuları konuşabiliyor, aynı esprilere gülebiliyorlardı.

Elli yaş üzeri sosyal medya kullanıcıları özel ilgi alanıma girince bir süre gözlemledim sosyal medyanın sosyal teyze ve amcalarını. Birçoğu akrabalarıyla yazışıyor, köyünün fotoğraflarını paylaşıyordu. Sosyal medya onları eş, dost, akrabalarına kavuşturmuştu. Arada binlerce kilometre mesafe olsa da sevdikleriyle sık sık irtibatta kalmak mutlu ediyordu onları. Belki de bu şekilde yalnızlıklarını unutuyorlardı.. Nasıl yalnız olmasınlar ki? Birçoğu çocuklarını evlendirmiş, çocuklarını haftada bir ya görüyor ya göremiyordu. Kimileri ise evlatlarını yılda bir kez ancak görebiliyordu. Yalnız kalmışlardı.. “Elin memleketi” dedikleri bu ülkede sayılı eş dostla görüşüyorlardı. İçlerinde büyüyen özlemi belki de sosyal paylaşım siteleriyle dindiriyorlardı..

Sadece hasret gidermiyor, gündemi takip ediyor, fikirlerini söylüyor, ilgi duydukları videoları izliyorlardı.. Onlar sosyal medyanın yeni yüzleriydi..

Onlar dijital olmayan bir dünyada yetişip kısa sürede kendini geliştiren amcalar ve teyzeler. Onlar her konuda olduğu gibi bu konuda da gösterdikleri azimle bize örnek olan önderler… Onlar takdire şayan anneanneler, babaanneler, dedeler..

 

Weitere Artikel:

Leave a Reply

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.